RSS

İtalya’dan İlk İzlenimlerim

26 Eyl


Erasmus Değişim Programı ile tez çalışmamın bir kısmını yapmak üzere geldiğim Pavia’dan ve 2 haftalık süreçte kısa süreli de olsa ziyaret etme şansı bulduğum şehirler Genova ve Milano’dan ilk izlenimlerimi paylaşacağım.

Milano’ya ilk geldiğimde Malpensa Havaalanından Pavia’ya geçerken şehrin akışını gözlemleme şansı buldum. Genel anlamda diğer şehirlere göre yoğun sayılabilecek bir akış olmasına karşın belli bir düzen hakim olduğundan şehirde bir kaos göze çarpmıyor. Geçen gün gittiğim Inter – Trabzonspor maçının çıkışındaki yoğunluğa rağmen bir sorun olmaması da bunun göstergesi olsa gerek. Metro hattının da son derece kompleks bir yapıya sahip olması üst taraftaki akışı rahatlatan bir diğer unsur. Şehrin yapıları ve genel yapısı hakkında yazıyı detaylı bir şehir turu yaptıktan sonra paylaşacağım.

Genova’dan bahsetmek gerekirse, tarihi bir Akdeniz şehri havası hakim. Genel anlamda İtalya’da tarihi yapıların önemsendiği çok açık bir şekilde belli oluyor ki benim yaşadığım şehir olan Pavia’da da bunu çok açık biçimde görebiliyorsunuz. Genova’da ise buna daha da fazlasıyla şahit oluyorsunuz. Şehre akşam saatlerinde gitmiş olmama rağmen geçtiğim her sokakta bahsettiğim yapılar oldukça etkileyiciydi, dolayısıyla kesinlikle bir gündüz ziyareti de yapmak niyetindeyim. Bunun yanı sıra Genova bir liman şehri olduğu için epey de göç almış durumda, dolayısıyla farklı kültürleri de bünyesinde barındırıyor. Bir diğer nokta da eğlenceye verdikleri önem. Benim asıl oraya gitme amacım Genova’nın her sene düzenlediği bir nevi karnavalı idi. “La Notte Bianca” / “Genova White Night” olarak geçiyor ve şehrin her noktasında çeşitli etkinlikler, konserler, standlar ve DJ Setleri oluyor. 7’den 70’e herkese hitap edecek etkinlikler silsilesi sabaha kadar sürüyor. Öyle ki civar ülkelerden sadece bu gece için gelen çok sayıda AB vatandaşı olduğu söyleniyor. O geceki kalabalık da bunu doğrular nitelikteydi açıkçası. Pavia’ya geldiğim ilk gün de Pavia’nın kendi White Night’ı idi fakat tabii ki Genova kadar büyük olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama şunu söyleyebilirim ki böyle özel günler şehre özel bir hava katıyor. Bu hava ile birlikte insanlar müthiş derecede deşarj oluyorlar, ayrıca da kurulan standlar ve sabaha kadar açık olan mekanlarla işletme sahipleri de ciddi anlamda kalkınıyor. Hani sadece “al ver, ekonomiye can ver” demekle olmuyor, biraz da insanları buna teşvik etmek gerekiyor.

Gelelim asıl yaşadığım şehir olan Pavia’ya. Pavia İtalya’nın kuzeyinde kalan ve Milano’ya trenle 20 – 25 dakika mesafesi bulunan ufak ama güzel bir şehir. Bisiklet burada tartışmasız en iyi ulaşım aracı. Nitekim ulaşılmak istenilen hemen hemen her yere yürüyerek kısa zamanda gidilebildiğini düşünürsek bisiklet en uygun tercih olarak ön plana çıkıyor. Biraz daha uzak mesafeler içinse otobüsler uygun bir seçenek.

Pavia tarihi yapısını korumuş bir şehir, çok nostaljik bir havası var. Evlerin dış cephelerinden, kiliselerden ve diğer yapılardan bu bütünlüğü görebiliyorsunuz. Bu yüzden açıkçası ilk geldiğinizde havalara doğru bakmaktan pek kendinizi alamıyorsunuz. Misal;

Yazının başında paylaştığım yapı da “Basilica di San Michele” diye geçen büyük kiliselerinden biri. Bu yapılara epey sık rastlayabiliyorsunuz.

Burada ilk geldiğimde dikkatimi çeken ilk iki şey; birincisi trafik kurallarına ve yayaya saygı, ikincisi ise alışverişlerde fiş kesme.

Trafik ışıklarına uymayan bir İtalyan neredeyse yok. Bunun kültür şokunu ilk birkaç gün yaşayarak utanmadım desem yalan olur. Nitekim alışkın olduğum biçimde yolu boş görerek karşıdan karşıya fütursuzca geçerken arkamda bekleyen insanların olduğunu fark edince bir suçluluk duygusu içine kapıldım. Hele ki kaldırımdan aşağı inerek hafif yola çıkmamla birlikte önümde zınk diye durup geçmemi bekleyen araçlar –otobüs dahil– şokumun katlanarak artmasına sebep oldu. Bir de buraya geldiğimden bu yana korna sesine rastlamadım desem yeridir. Duyduğum kadarıyla korna çalındığı zaman da inadına yolun ortasında bekliyormuş insanlar. Yani kornaya karşı ciddi bir tepki var.

Alışverişlerde ise en ufak bir alışverişinde bile mutlaka fiş kesiliyor. Daha hiçbir şeyi fişsiz almadım. Dolayısıyla vergi kaçırmak pek mümkün değil, bildiğim kadarıyla bu konudaki denetimler de oldukça sıkı ve cezaları çok ağır. Devlet vergiden olan kazancını da halka yansıtarak refah düzeyini yukarı çekiyor. Aslında halkın ödediği vergi onlara yine fazlasıyla geri dönüyor. Daha az çalışarak daha yüksek refah düzeyine ulaşıyorlar.

Çalışma konusuna da hazır değinmişken, açıkçası bu kadar az çalışmayla nasıl bu kadar rahat yaşıyorlar pek çözebilmiş değilim. Her şey vergide bitiyor olmasa gerek. Sabah 09.oo – 12.oo öğlen 14.oo – 16.30 çalışıyor birçok yer. Hatta çoğu devlet dairesi 3 gün sabahtan çalışıyorsa 2 gün öğleden sonra çalışıyor ve dikkatinizi çekerim öğlen tatilleri 2 saat!

Dil öğrenme konusunda ise çaba gösteriyorum ve henüz birçok şey temel düzeyde de olsa ilerleme kaydettim diyebilirim. Bana göre kesinlikle keyifli bir dil. Zaten İtalyanca, kulağa hoş gelmesine göre düzenlenen bir dil. Okunması kolay ve estetik bir yapısı var gerçekten.

Sanıyorum ülkeme döndüğümde “Ciao” “Grazie” “Prego” sözcüklerini duymayınca biraz kanıksayacağım nitekim burada neredeyse her adımınızda bu sözcükleri duyuyorsunuz. Bu yüzden ben de İtalya ile ilgili yazılarımı buna uygun bitirmek istiyorum. İzlenimlerimi aktarmaya devam edeceğim ama şimdilik bu kadar.

Ciao!

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 26, 2011 in Genel

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: